CEMAATLE NAMAZA DEVAM EDİLMEDEN CEMAAT OLUNAMAZ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

27-12-2020

CEMAATLE NAMAZA DEVAM EDİLMEDEN CEMAAT OLUNAMAZ
 

Rabb’imize hamd ve sena, Resülü’ne, âl ve ashabına salât ve selam!..

Salih insanların içerisinde cemaatle eda edilmesi , Kuran’ Kerim okunması, baştan sona dua ve zikir niteliği taşıması, hakkıyla ikame edildiği zaman insanda ahlaki bir değişimi gerçekleştirmesi bakımından namaz, Yüce Allah’ la kurulabilen tüm iletişim yollarını içerir. Bütün bu özellikleri nedeniyle de sadece Hz. Peygamber’ in ümmetine değil, daha önceki ümmetlere de farz kılınmıştır. Kuran-ı Kerim bizlere, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’ e, Hz. Şuayb’ e, Hz. Musa’ ya, Hz. Lokman’ a, Hz. Zekeriya’ ya, Hz. İsa’ ya ve tüm israiloğullarına farz kılınan namazlardan bahseder. Hz. Yakup’ tan Hz. İsa’ ya kadar gönderilen peygamberlerin hepsinin İsrailoğullarından olduğunu düşünürsek bu sürecin uzunluğunu daha iyi kavrarız. Namaz ibadeti, sadece bu sayılan peygamberler ve ümmetleri ile de kayıtlı değildir. Hz. Adem’ den Hz. Muhammed (s.)’e kadar peygamberlerin hepsinin şeriatında vardır. Namazın olmadığı ne bir peygamber ne de hak bir din söz konusudur.

Kuran-ı Kerim yüze yakın ayette namazın kılınması ile ilgili emir tekrarı yapmıştır. Bu durumda, emir tekrarının tevhid ve cihattan sonra en çok yapıldığı ibadet namaz olmuştur. Hz. Peygamber’ in şeriatında namazın kılınması risalet görevi ile başlamış, yaklaşık olarak hicretten 1,5 yıl kadar önce de  5 vakit olarak düzenlenmiştir. Önemine binaen İslam bilginleri; “ Çocuk, sağını solunu ayırmayı bilince namazla, fiziken güç yetirebilince de oruçla emredilir” demişlerdir. Abdullah b. Mesut (Ö:34/650), çocukların mutlaka namaza düzenli olarak devam ettirilmesini” söylemiş; Abdullah b. Abbas da (Ö: 68/687) çocuklarınızı sabah namazına kaldırın, velev ki bir secde bile olsa yaptırın” tavsiyesinde bulunmuştur. Hz. Peygamber (s.) de “Çocuklarınız 7 yaşında iken namazı emredin, 10 yaşında hala kılmazlarsa te’dip edin” buyurarak velileri, erken yaşta çocukların bu önemli ibadetiyle ilgilenmeye teşvik etmiştir.

Hz. Peygamber namazı terk etmeyi Allah Teala’ ya karşı işlenen en büyük suçlardan birisi olarak kabul etmiştir. Hadis külliyatının içerisinde konu ile ilgili yüzlerce rivayet vardır. “İnsan ile küfür arasındaki perdenin namaz olduğunu belirten Resulullah, ümmetini, namaza teşvik babında şu hadis ile uyarmıştır; “Kim namazı kılmaya devam ederse kılmış olduğu namaz onun için bir nur, (Müslümanlığına) kesin kanıt ve kıyamet gününde ateşten kurtulmasına vesile olur. Kim de (5 vakit namaza) devam etmezse (sıratta) onun için ne bir nur ne bir kurtuluş, ne de lehine bir kanıt olur. Namazını kılmayan (bu) kimse kıyamet gününde Karun, Firavun, Haman ve Übey b. Halef ile haşrolacaktır.” Kuran-ı Kerim, namazı din; iman olarak tanıtmıştır. Bu nedenle Resulullah (s.) de şöyle buyurmuştur; “Namaz dinin direğidir, namazı terk edenin dini yoktur.”

Kuran-ı Kerim ve Hz. Peygamber’ in namaz ile ilgili hadisleri incelendiğinde “Namazın ikame edilmesi” ifadesine çok rastlanır. “İkame” kavramı, bu ibadeti rast gele yerine getirmeyi dışta tutan bir ifadedir. Bununla; hakkıyla temizliğe riayet etmek, abdesti erkanına riayet ederek almak, cemaate katılmak, tadili erkana uymak, kıraat edilen ayet, dua ve surelerin anlamlarını düşünmek, huşuyu tam olarak gerçekleştirmek ve kılınan namazı ihsan bilinci içerisinde “veda namazı” gibi eda etmek kastedilmiştir. Namazın ikamesi ile ilgili hususlara baktığımızda görürüz ki cemaate katılmak da ikamenin şartlarından birisidir. İnsan, yüzlerce rekat namaz kılsa, farzları bireysel olarak en güzel biçimde eda etse bile, cemaate devam etmedikçe namazı ikame etmiş olmaz.

Hz. Peygamber (s.), cemaatle namaz kılmaya çok büyük bir önem vermiştir. Özellikle de gençleri cemaate katılmaya teşvik etmiş ve onları müjdelemiştir. Resulullah (s.), Rahman’ ın koruması altında olacak 7 sınıfı sayarken bunlardan birisinin de; “Allah’ a ibadet aşkı ile yetişen genç ve kalbi, mescide devam etmeye arzulu kişidir.” Buyurmuştur“Karanlık gecelerde mescitlere giden kimseleri kıyamet gününde tam bir nur ile müjdeleyin” diyerek ümmetini cemaatle namazdan kopmamaya yönlendirmiştir. Kuran-ı Kerim’ de, savaş anında bile cemaatle namazın teşvik edilip terk etmeye bir yol verilmemesi hem namazı edanın hem de cemaatin önemine bir atıftır. Cemaatle namaz kılmak mescitlerde zorlaşınca, ayrı bir mimari stil geliştirerek yine de cemaatten kopmamayı emreden Yüce Allah, İsrailoğullarından örnek vererek bizlere de olağanüstü durumlarda aynı yolu takip etmemizi şu buyruğu ile bildirmiştir: “Musa ve kardeşine: ‘kavminiz için Mısır’ da evler hazırlayın; o evlerinizi kıblegah (mescit) yapın ve (oralarda cemaatleşerek) namazı da dosdoğru kılın. (Ey Musa! Artık) iman edenlere (kurtulacaklarını) müjdele.’ diye vahyettik.”

Rasulullah (s.), “Kuran- kerim’ e iman etmeden keyfi yorumlar yapan münafıkları ve iş güç derdine düşerek cemaati terk edenleri ümmeti adına korktuğu sınıflar” arasında nitelendirmiş ve “ezanı işittiği halde özürsüz olarak cemaate gelmeyenin namazı da yoktur” buyurmuştur. Cemaate katılmaya mani olan özrü, Peygamber (s.): “Hastalık ve korku diye haber vermiştir. Cemaatle namazı en önemli sünnetlerden biri bilen ibn-i Abbas (r.a): “Kim ki nidasını işitir de davete icabet etmezse, Hz. Muhammed’ in (s.) sünnetini terk etmiştir.” demiştir. “Cemaatle kılınan namazın yalnız kılınan namazdan 27 derece daha faziletli” olduğunu bildiren Hz. Peygamber, “Camiye giderken atılan her adımın da sadaka olduğunu” söylemiştir.

Cemaatle namaz kılmaya çok büyük bir önem veren Rasulullah (s.), teşvik babında şu tavsiyeyi yapmıştır: “Kim ilk tekbire yetişmek suretiyle 40 gün cemaatle namaz kılarsa, o kimse cehennem ateşinden ve münafık olarak kaydedilmekten kurtulur. “Mescitte iken ezanı işitir de bir ihtiyacı olmaksızın çıkar ve cemaate dönmeyi de istemezse o münafıktır” buyuran Hz. Peygamber, “münafıklara en ağır gelen namazların da sabah ve yatsı namazlarını “cemaatle kılmak” olduğuna vurgu yapmıştır. Bu konudaki ciddiyetini her an taze tutan Hz. Peygamber (s.): “Birisine emredeyim cemaate namaz kıldırsın, sonra da bana odun toplasınlar ve cemaatle namaza katılmayanların evlerini başlarına yıkayım” buyurmuştur. Abdullah b. Ümmü Mektum, iki gözü de görmeyen bir kimse olarak evinde namaz kılma hususunda Hz. Peygamber’ den (s.) izin isteyince; Resulullah ona “Ezanı işitiyor musun?” demiş, o da “Evet” deyince Hz. Peygamber (s.): “senin cemaate katılmanı engelleyecek bir ruhsat bulamıyorum” karşılığını vermiştir. Bazı rivayetlerde Ümmü Mektum ile mescidin arasında ama bir insan için tehlike arz eden su ve ağaçlar olduğu belirtilmesine rağmen Resulullah, “emekleyerek de olsa cemaatle namaza gel buyurmuştur. Bu rivayetler bazı mezheplerde cemaatle namazın farz veya vacip şekilde değerlendirilmesine sebep olmuştur.

Yukarıdaki rivayetler göz önünde bulundurulduğunda görülür ki Resulullah (s.); cemaatle namaz kılmanın önemini değişik ifadelerle defalarca dile getirmiştir. Cemaate katılmayanların deyimi yerindeyse ocaklarını başına geçirmek istemiştir. Kendisi de cemaati bir an olsun terk etmemiştir. İbn-i Abbas’ ın (r.a) bildirdiğine göre, Resulullah (s.),  hastalığı ağırlaşınca bile, iki kişinin omzuna asılarak ve ayakları da yerlerde sürünerek cemaatle namaza gelmiştir. Zaten en son vasiyeti de namaza devamın önemini vurgulamak olmuştur.

Hz. Peygamber (s.), vefatına yakın hastalığında bile ayakları sürünerek mescide geldiğine göre Müslümanların bu sünneti iyi düşünmeleri ve nesillerini de mescide bağlılık şuuru içerisinde yetiştirmeleri zorunludur. Zira müminlerin kurtuluşu cemaatleşmekten geçer. Resulullah(s.), bireysel anlamda Hz. İbrahim misali cemaati Mescit-i Haram’da (Kabe), Mescit- i Nebi’ de ve diğer mescitlerde yetiştirmiştir. Bunun sonucunda etrafındaki müminler; tüm olayları vahye göre değerlendirmişler, yalnızca müminleri veli edinmişler, Allah (c.) için her şeylerini feda edebilmişler, hiç kimse için inançlarını feda etmemişler, emr-i bil ma’ruf ve nehy-i an’il münker görevlerini hakkıyla yerine getirmişler, hayatı iman ve cihattan ibaret saymışlar, salih amellere çok özen göstermişler, kafirlere en ufak bir sempati duymamışlar, ahlaken hiçbir davranış bozukluğu yapmamaya çalışmışlar, sıla-ı rahmi en güzel şekilde yapmışlar, tüm harcamalarda orta yolu tutmuşlar, kul hakları konusunda çok duyarlı olmuşlar, günahlara karşı hep uyanık durmuşlar, birbirlerine karşı çok sevecen bir duruş sergilemişler, şehid ve önder ümmet olmanın bilinci ile yaşamışlardır. Bütün bu güzel vasıflar bireysel ümmet olabilmenin temel nitelikleridir. Bunlar camiye devamla, gece gündüz mescitlerde ayet dinlemekle, mescitleri mektebe dönüştürmekle elde edilir.

Cemaate devam ederek bireysel anlamda bir ümmet olma vasfını elde edemediğimiz zaman hem cami cemaati “kuru bir kalabalık”tan ibaret olur, hem de cemaatleşmenin sosyal ve siyasal aşamaları gerçekleşemez. Nitelikli bir cemaat olamadıkça da müminler hiçbir problemlerini çözemezler. Hayatın öznesi olmak ve tarihe yön vermek yerine gündemini başkalarının belirlediği edilgen varlıklar haline dönüşürler. Peygamber Efendimiz ve sahabileri gidişatını inkarcıların belirlediği müsadeli bir hayata cemaatleşme sayesinde asla razı olmamışlardır. Camiye devam etmeyenler ısmarlama bir hayata rıza göstererek sıradanlaşır endişesiyle sürekli uyarılmışlardır. Resulullah döneminde mü’minler, İmam’ın etrafında daima zihinsel ve ruhi bir tecdid yaşamışlardır. Cemaate katılmayarak bu tecdidin kasıtlı olrak dışında kalanlar ise münafıklaşmışlardır. Bugün böyle bir tecdid halini yaşayabilmek için  imamın da ‘imam’ olması şarttır. İmam, namaz kıldırdığı cemaatının itikadından, ibadetlerinden, ahlaki gidişatından, siyasi tercihlerinden, iktisadi faliyetlerinden ve hayata bakışlarından kendisini sorumlu tutmalıdır. Cemaatının ideolojik kaymalar yaşamasına onları uyararak müsaade etmemelidir. Çünkü ideolojiler İslam’a karşı türetilmiş yapay dinlerdir. Velhasıl, imameti ekmek teknesi olarak gören ‘memurlar’ yerine, peygamber makamı billen kimseler bu makama tercih edilmelidir. Eğer arkasında namaz kıldığımız imamlar; alim, müttaki, vera sahibi ve istikamet ehli ise namazımız daha da derinlik kazanacaktır. İmamdan cemaata, cemaattan imama etkileşim kaçınılmazdır…

Selam ve dualar ile,

Muhammed S.

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 368
Toplam 278034
En Çok 1094
Ortalama 300