GÜNAHLARDAN SAKINMA HAKKINDA - İMAM GAZALİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

03-03-2021

GÜNAHLARDAN SAKINMA HAKKINDA

Bil ki, Din iki kısma ayrılır. Bunlardan birincisi Allah'ın yasak kıldığı şeyleri yapmayı terketmek, ikincisi de Allah'a ibadet etmektir.

Allah'ın yasak kıldığı şeyleri yapmayı terketmek, Allah'a ibadet etmekten daha zordur. Çünkü ibadetleri yapmaya herkes güç yetirebilir. Fakat sıddıklar dışında herkes nefsin arzu ve isteklerini terketmeye güç yetiremeyebilir.

Bundan dolayı Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Hakiki mücahid nefsin arzu ve istekleriyle cihad eden, gerçek muhacir de kötülüğü terk edip bırakan kimsedir."[1]

Bil ki, Allah'a karşı olan isyanın, âzâlarınla işlediğin günahlar sebebiyledir. Halbuki o âzâlar Mevlâ'nın sana emanet ettiği birer nimettir. Bu nimetlerle günah işlersen Allah'ın sana ihsan ettiği bu nimetlere nankörlük etmiş olursun. Mevlâ'nın emanetine ihanet etmen ise zulümdür. Bu nedenle âzâlarını senin koruyup gözetmen gerekir. Onları nasıl koruman gerektiğini düşün.

"Hepiniz çobansınız. Kıyamet günü her çoban kendi sürüsünden mesul olacaktır."[2]

Kıyamet günü bütün âzâların fasih bir dille, işlediğin günahlar hakkında şahitlik yapacak. Böylece işlemiş olduğun bütün kötülükler ortaya çıkacak.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"O gün onların dilleri, elleri ve ayakları yaptıkları şeyler hakkında şahitlik yapacak." (Nûr, 24)

Başka bir âyet-i kerimede de Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"O gün onların ağızlarını (kapatır) mühürleriz; yaptıkları şeyleri elleri bize söyler, ayakları da şâhitlik eder." (Yâsîn, 65)

Ey miskin! Bütün bedenini, bilhassa şu yedi âzâdan sadır olan büyük günahdan koru. Çünkü cehennemde her biri bu yedi âzâ için ayrılmış olan yedi kapı bulunmaktadır. Bu âzâlarla günah işleyen herkes cehennemin bu kapılarından içeri girecek. Bunlar:

Göz, kulak, dil, karın, tenasül uzvu, el ve ayaklardır.

 

GÖZ

Bu göz nimeti sana karanlıkta doğru yolu bulman, ihtiyaçlarını gidermen ve yer ile gök tabakalarını müşahede edip, Allah'ın birliğine delalet eden hârikulâde şeyleri tefekkür etmen için verilmiştir. O halde gözlerini şu dört şeyden koru:

1. Yabancı kadınlara bakmaktan.

2. Şehvetle olmasa bile, güzel yüze bakmaktan.

3. Bir müslümana küçümseyerek bakmaktan.

4. Müslüman kardeşinin bir kusurunu görmek için bakmaktan.

 

KULAKLAR

Kulaklarını şunlardan koru:

1. Gıybet edenin gıybetini dinlemekten.

2. Ahlâksız ve çirkin sözler dinlemekten.

3. Boş ve faydasız konuşmalar dinlemekten.

4. Başkalarının kötülüklerini anlatan konuşmalar dinlemekten.

Çünkü kulak nimeti sana Allah'ın kelâmını, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in  hadislerini ve Allah dostlarının hikmetli sözlerini dinlemen için verilmiştir. Bunları dinleyerek elde edeceğin ilim ile Alemlerin Rabbi'nin komşuluğunda ebedî nimetlere nail olursun.

Kötü şeylere kulak verirsen lehine olabilecek durum aleyhine dönerken, kurtuluşuna sebep olabilecek durum helâkine sebep olabilir. Bu da senin hüsrana uğraman demektir.

 Sadece gıybet maksadıyla konuşana günah yazılır, dinleyene günah yazılmaz zannetme. Halbuki gıybet eden birine kulak verip onu dinleyen de onun günahına ortak olmuş olur.

Haberde geldiğine göre; "Gıybet edeni dinleyen kimse de o gıybetin günahına ortaktır."

 

DİL

Bu dil, sana Allah'ı çok zikretmen, Kur'an'ı okuman, insanları hak din İslâm'a davet etmen ve ihtiyaçlarını dile getirmen için verilmiştir.

Dilini yaratılış gayesinin dışında kullanırsan, Allah'ın ihsan ettiği bu nimete nankörlük etmiş olursun.

Azaların içerisinde gerek kendine, gerekse diğer insanlara en çok zararı dokunan dilindir. Nitekim kıyamet günü insanlar sadece dilleri yüzünden yüzüstü cehenneme atılacaklardır. Gücün yettiği kadar diline hâkim ol ki cehennem çukuruna atılmayasın.

Bir rivayette, "Bir adam arkadaşlarını sırf güldürmek için konuşursa, cehennemin yetmiş yıllık mesafede olan çukuruna atılacaktır" denilmiştir.

Rivayet edildiğine göre, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in zamanında yapılan savaşlardan birinde ashaptan bir kişi şehid edilmişti. Bir sahabi "Cennet ona hayırlı olsun" dedi. Bunu duyan Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)"Sen onun cenneti hak ettiğini nerden biliyorsun? Şüphesiz o boş şeyler konuşur ve kendisine fayda sağlayacak işleri yapmaktan da uzak dururdu" buyurdu.

Dilini şu sekiz günahtan koru:

1. Yalan:

İster gerçek isterse şaka yoluyla olsun dilini yalandan koru. Şaka söylüyorum diyerek dilini yalana alıştırma. Yoksa bu seni gerçekte de yalan söylemeye sevkeder. Yalan söylemek büyük günahlardandır. Hem sonra, insanlar arasında yalan konuşan biri olarak tanınırsan, kimse sana inanmadığı gibi sözüne de güvenmez olur. İnsanlar nazarında hakir görülmeye başlarsın.

Yalanın ne kadar kötü bir şey olduğunu bilmek istersen, başkasının söylediği yalana bak. O zaman yalanın hiç de hoş bir şey olmadığını anlayacak, yalan söyleyen kimseyi hor ve hakir görmeye başlayacaksın. Nefsinin diğer bütün kusurlarını bu şekilde mülahaza et. Çünkü kendi nefsinin kusurunu ancak başkalarında görerek bilebilirsin. Şu bir gerçek ki, başkasında çirkin bulduğun bir hasleti, başkası da sende çirkin bulur. Bu nedenle başkasının sende çirkin bulacağı bir haslete razı olma.

2. Verilen Sözü Yerine Getirmeme:

Yapamayacağın bir şey için sakın söz verme. Senin insanlara yardımın, verdiğin sözle değil, yaptığın işle olmalıdır. Söz verirsen de mecbur kalmadıkça verdiğin sözden geri dönme. Çünkü verilen sözde durmamak hem münafıklık alameti hem de kötü ahlâk belirtisidir. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) konuyla ilgili olarak bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:

"Konuştuğunda yalan söyleyen, söz verdiğinde sözünde durmayan ve emanete hıyanet eden, namazını kılıp, orucunu da tutmuş olsa münafıktır."[3]

3. Gıybet:

Dilini gıybetten koru. Zira bir müslümanın gıybet etmesi otuz kere zina etmesinden daha kötüdür. Bir hadiste gıybetin zinadan daha kötü olduğu rivayet edilmiştir.

 Gıybet, bir kimseyi işittiğinde hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır. Dediğin şey doğru da olsa yine gıybet etmiş olursun. Bilhassa gösteriş yapan kurrâların gıybetini yapmaktan sakın.

Anlatmak istediğin bir şeyi üstü kapalı da anlatsan yine gıybet etmiş olursun. "Allah onu ıslah etsin. Yaptığı şey beni üzdü. Allah onu da bizi de ıslah etsin" demen gıybet olur. Böyle söylemekle iki kötü işi birden yapmış olursun. Birincisi hakkında konuştuğun kimsenin insanlar tarafından anlaşılmasıyla gıybet etmiş olursun. İkincisi de “Allah bizi de onu da ıslah etsin demekle” nefsini temize çıkarman ve kendini övmendir. 

Fakat, "Allah onu ıslah etsin" sözünden gayen haline acıyarak ona dua etmekse, namazlarının arkasından gizlice dua et. Ona acımanın alameti, hata ve kusurlarının açığa çıkmasını istememen ve yaptığı bir hata karşısında üzülüp sıkıldığını belli etmemendir. Çünkü hatası karşısında sıkıldığını belli ettiğin zaman onun kusurunu açığa çıkarmış olursun.

Şu âyet-i kerime seni gıybet etmekten alıkoymaya yeter de artar bile. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Birbirinizin gizli kusurunu (casus gibi) araştırmayın ve biriniz, diğerini çekiştirmesin. Herhangi biriniz (normal insan olarak) ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrendiniz (değil mi?)" (Hucurât, 12)

Allah Teâlâ gıybet etmeni ölü eti yemeye benzetiyor. Sana layık olan gıybetten sakınmaktır.

Kendi nefsine dönüp, gizli ve açık kusurlarınla, gizliden veya açıktan yaptığın günahları şöyle bir düşündüğün zaman, kendi hata ve günahlarından müslümanların gıybetini yapmaya vakit bulamazsın.

Nefsinin bu hata ve günahlarını bildikten sonra, şunu da bilmeni isterim ki gıybetini ettiğin şahsın, nisbet ettiğin şeylerden uzak durmadaki âcizliği, senin kusur ve günahlarından uzak durmadaki âcizliğin gibidir. Yine onun kusur ve günahlarının çokluğu, senin kusur ve günahlarının çokluğu gibidir.

Nasıl ki sen hata ve günahlarının açığa çıkmasını istemez ve bu kusurlarının başkalarının huzurunda bahsedilmesinden hoşlanmazsan, gıybetini ettiğin kimse de aynı şekilde hata ve günahlarının açığa çıkmasını istemediği gibi kusurlarının başkalarının huzurunda bahsedilmesinden de hoşlanmaz.

Bunun idraki içerisinde olur, sen onun ayıp ve kusurlarını örtersen, Allah da senin ayıp ve kusurlarını örter. Ama onun ayıp ve kusurlarını ortaya çıkarır, onu rezil edersen, Allah da dünyadaki şeref ve itibarını beş paralık edecek keskin dilli insanları, sana musallat eder. Sonra ahirette de bütün gizli hallerini insanların gözü önünde gün yüzüne çıkarır.

Zâhir ve bâtınına bakıp da din ve dünya işlerinde bir eksiklik görememen, nefsinin kusurlarını bilmemendendir. Bunun ise ne kadar kötü bir ahmaklık olduğunu bil. Zaten ah-maklıktan daha büyük bir ayıp da yoktur.

Eğer Allah hakkında hayır dilerse, nefsinin ayıplarını sana gösterir. Nefsinin hiç kusuru yokmuş gibi onu kusursuz görmek, cahilliğin ve idraksizliğin bir göstergesidir.

Bununla beraber gerçekten sen din ve dünya işlerinde hiçbir kusurunun olmadığını söylüyor ve buna inanıyorsan, bu güzel hale sahip olduğun için Allah'a şükret. Sakın bu halini, insanları kınayıp ayıplayarak, şeref ve haysiyetlerine dil uzatarak bozma. Çünkü insanlara dil uzatarak bu halini bozman ayıpların en büyüğüdür.

4. İnsanlarla Konuşurken Cedel ve Münakaşada Bulunmak:

Tartışma ve münakaşaya girişmen, muhatabına eziyet vermene, onu cahil biri olarak görmene ve onun görüşlerini kabul etmemene sebebiyet verir. Ayrıca tartışma ve mü-nakaşaya girmekle ilminin ve zekânın çokluğuyla övünerek nefsini beğenmeye başlarsın. Bu şekilde bir hayat sürmen ise sana sıkıntı ve kederden başka bir şey vermez. Çünkü arsız ve utanmaz biriyle tartışırsan sana eziyet verir. Halim selim biriyle tartışırsan sana kızar ve kin beslemeye başlar.

Tartışma ve münakaşayı terkeden için Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu müjdeyi vermiştir:

"Kim haksız olduğunu anlayarak münakaşayı bırakırsa, ona cennetin kenarında bir köşk bina edilir. Kim de haklı olduğu halde tartışmadan vazgeçerse, ona da cennetin en yüksek yerinde bir köşk bina edilir."[4]

Şeytan seni, "Hakkı açığa çıkar ve hak açığa çıkana kadar da münakaşayı bırakma!" diyerek aldatmasın. Çünkü şeytanın işi, ahmak insanları hayır yerinde şerre çekmektir. Sen şeytana uyarak ona karşı gülünç duruma düşme. Sonra seninle eğlenir ve alay eder.

Sözlerini kabul eden kimsenin yanında hakkı zâhir etmen güzeldir. Bunu da mücadele ve münazara yoluyla değil, üstü kapalı bir şekilde nasihat yoluyla yapmalısın. Nasihat ederken de yumuşak ve cana yakın olmalısın. Aksi halde yaptığın nasihat onur kırıcı olur. Bunun da zararı yaptığın nasihatin faydasından daha çoktur.

Bu zamanın alimlerinden ilim öğrenen kimsenin, mücadele ve münakaşaya karşı meyli çok olduğu gibi susması da zor olur. Çünkü kötü âlimler, o kimseye tartışmanın faziletli bir şey olduğunu söyledikleri gibi münakaşa ve zekâ kıvraklığıyla başkalarını yenmenin gurur duyulan bir şey olduğunu da telkin ederler. Onlardan aslandan kaçar gibi kaç.

Şunu bil ki münakaşa, Allah'ın ve insanların senden hoşlanmamalarına sebep olan şeylerden biridir.

5. Kendini Övmek:

Allah Teâlâ âyette şöyle buyuruyor:

"Kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O kötülükten sakınanı en iyi bilendir.”   (Necm, 32)

Salihlerden birine, "Sevilmeyen doğru nedir?" diye sorulunca, cevaben, "Kişinin kendi nefsini övmesidir" demiştir.

Kendini övmeyi alışkanlık haline getirme. Böyle yaparsan insanlar arasında kıymetin azalır, Allah katında da sevilmez olursun. Kendini övmenin başkalarının yanında değerini artırmayacağını bilmek istersen, arkadaşlarının arasında mallarının çokluğu ve makamlarının büyüklüğü ile övünenlere bak. Onların böyle övünmelerini hiç sevmediğini ve sana ne kadar ters geldiğini görecek ve yanlarından ayrıldığın zaman da bu durumu nasıl kötüleyeceksin.

Şunu unutma, sen kendini övdüğün zaman aynı şekilde arkadaşların da içlerinden seni kötüleyecek; yanlarından ayrıldığın zaman da, dilleriyle seni çekiştirecekler.

6. Lânet Okumak:

Hiçbir şeye lânet okuma. İster bu Allah'ın yarattığı bir insan, ister bir hayvan ve isterse de yiyecek bir şey olsun. Hiçbir müslümanı da Allah'a şirk koşmakla, kâfirlikle veya münafıklıkla yargılama. Çünkü insanların iç âlemlerini yalnız Allah Teâlâ bilir. Bu nedenle Allah ile kul arasına girmeye kalkma.

Kıyamet günü sana, "Falan kimse hakkında neden sustun, ona lânet okumadın" denilmeyecek. Değil "falana neden lânet okumadın", "Şeytana neden ömrün boyunca bir kere olsun lânet etmedin?" diye dahi hesap sorulmayacak. Evet, kıyamet günü senden bu istenmeyecek. Ama Allah'ın yarattığı şeylerden birine lânet okursan, bunun hesabı senden sorulacak.

Allah'ın yarattığı hiçbir şeyi kötüleme. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) iyi olmayan bir yemeği dahi nimet olduğu için asla kötülemezdi. Canı çektiği zaman yer, çekmediği zaman yemezdi.

7. Beddua Etmek

Kimseye beddua etme. Sana zulmeden olsa bile yine de beddua etmekten sakın. Onu Allah'a havale et. Hadiste şöyle buyrulur:

"Mazlum, zalime onda hakkı kalmayana kadar beddua eder. Sonra da  mazluma hakkı geçer. Zalim onu kıyamet günü ondan ister."

İnsanların, yaptığı zulümlerden dolayı Haccâc'a dil uzattıklarını duyan seleften bazıları demişlerdir ki:

"Allah yaptığı zulümlerden dolayı Haccâc'ı cezalandıracağı gibi, Haccâc'a dil uzatanları da cezalandıracaktır."

8. Şakalaşmak ve İnsanlarla Alay Etmek:

Ciddi olsun veya olmasın dilini kötü şaka ve alaydan koru. Çünkü bunlar senin itibar ve şerefini giderir. Arkadaşlarınla olan ilişkilerinde soğukluğa neden olur ve kalplerini incitir.

Arkadaşlıkların bozulmasına, kızgınlık ve münakaşaların olmasına kaynaklık eden asıl unsur; haddi aşan şakalar ve edilen alaylardır. Kalplere kin tohumları eken yine bunlardır. Kimseyi alaya alma. Seninle alay edenler olursa da sen onlara cevap verme. "Onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur" (En'âm, 68)"Faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerden ol.” (Furkan, 72)

Buraya kadar anlattığımız bu sekiz şey, dilin âfetlerindendir. İhtiyacın kadar konuşmak ve uzlete çekilmekten başka, seni dilin bu âfetlerinden kurtaracak başka bir şey yoktur. Ebû Bekir Sıddık (radıyallâhu anhu) ihtiyacı dışında, yersiz kelâmlardan korunmak için diline taş koyardı ve eliyle dilini işaret ederek, "Faydasız boş sözler konuşmama sebep işte bu dildir" derdi.

Dilin bu âfetlerinden bütün gücünle sakın. Çünkü dünyada ve ahirette helâk olmana sebep olacak şeylerin başında bu dil belası gelir.

 


[1] Buhârî, İman, 4

[2] Buhârî, Cuma, 11

[3] Buhârî, İman, 24

[4] İbn Mâce, Mukaddime, 7

 

İmam Gazali
DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ

 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 291
Toplam 277957
En Çok 1094
Ortalama 300