KALBİN HASTALIKLARI HAKKINDA - İMAM GAZALİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

04-03-2021

KALBİN HASTALIKLARI HAKKINDA 

Bil ki, kalbin hastalıkları pek çoktur. Kalbin bu hastalıklardan temizlenmesi uzun zaman aldığı gibi, tedavisi de oldukça zordur. İnsanlar kendilerini tanımaktan gafil oldukları için kalp hastalıklarını tedavi edecek bilgi ve amelden yoksun kalmışlardır.

Biz kalbin hastalıkları ve bu hastalıklardan kurtulma yöntemlerini İhyâü Ulûmi'd-Dîn kitabının "Rub'u'l-Münciyât ve Rub'u'l-Mühlikât" bölümünde detaylarıyla araştırıp inceleyerek anlattık.

Bu kitabımızda ise kalbin şu üç hastalığından uzak durman gerektiği üzerinde duracağız. Bu hastalıklar zamanımız âlimlerinde sıkça görülen kalp hastalıklarındandır. Bunlar bizatihi kişiyi helâke sürükleyen hastalıklar olduğu için, bunlardan uzak dur. Nitekim bu hastalıklar diğer kalp hastalıklarına da kaynaklık eden ana unsurlardır.

Bunlar haset, riya ve ucub hastalıklarıdır.

Gücün yettiği kadar kalbini bunlardan temizlemeye gayret et. Eğer kalbini bunlardan temizleyebilirsen, diğer kalp hastalıklarından nasıl sakınacağını da İhyâü Ulûmi'd-Dîn kitabının "Rub'u'l Mühlikât" bölümünden öğrenebilirsin.

Fakat bu üçünden sakınmaya güç yetiremezsen, diğerlerinden sakınmaya hiç güç yetiremezsin.

Kalbinde haset, riya ve ucub varken ilim öğrenmekteki iyi niyetin hasebiyle selamette olduğunu zannetme. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

"Kişinin yapmış olduğu cimrilik, peşinden gittiği kötü arzu ve kendi nefsini beğenmesi o kişiyi helâke sürükleyen şeylerdendir."

 

HASED

Hased, aç gözlülük ve cimrilikten kaynaklanan bir hastalıktır. Çünkü cimri, elinde bulunan bir şeyi ihtiyaç sahiplerine vermeyen kimsedir. Aç gözlü olan da kendisine ait olmayıp bizzat Allah'ın hazinelerinden olan bir nimetin, Allah'ın kullarından birine verilmesini istemeyen kimsedir. O kimsenin aç gözlülüğü cimriliğinden daha kötüdür.

Hased eden ise Allah'ın kullarından birine verdiği ilim, mal ve insanların onu sevmesi gibi nimetler karşısında hüzünlenen kimsedir. Hatta hased eden bir kimse başkasına verilen nimetin onun elinden çıkıp gitmesini ister. Halbuki böyle bir temennide bulunmasının kendisine bir faydası da yoktur. Bu ne kötü bir hastalıktır. Bundan dolayı Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Ateşin odunu yakıp tükettiği gibi haset de, iyilikleri yer tüketir."

Hased eden dünyada devamlı azap içerisindedir. Hasedçinin bu dünyada Allah'ın kendilerine ilim, mal ve makam verdiği birçok arkadaşı ve tanıdığı olur. Dolayısıyla dünyada ölene kadar azap içerisinde yaşar. Ahiretin azabı ise dünyada ki azaptan daha zor ve daha büyüktür.

Oysa bir müslüman kendisi için istediği bir şeyi, diğer müslümanlar için de istemedikçe kâmil bir imana ulaşamaz.

Bu takdirde müslümanın darlıkta da, bollukta da diğer müslümanlarla paylaşım içerisinde olması gerekir. Nitekim müslümanlar bir kısmı diğer kısmına bağlanmış bir binaya bir uzvun acı çekmesiyle diğer bütün uzuvlarının acı çektiği bir vücuda benzerler.

Eğer sen bu sevgiyi kalbinde bulamıyorsan, helâk olmaktan kurtulabilmen için bu sevgiyi elde etmekle meşgul olman, az bulunan fer'î meseleler ve cedel ilmi ile uğraşmandan daha önemlidir.

 

RİYA

Gizli ve açık olmak üzere iki çeşit şirk vardır. Allah'a açıktan ortak koşmak açık şirke, riya ise gizli şirke girmektedir.

Riyanın asıl sebebi, makam sahibi ve insanların saygı duyduğu kişi olabilmek için halkın kalbinde yer edinmeyi arzulamaktır. Bu şan, şöhret ve makam sevgisi nefsin arzu ve isteklerinden biridir. Çoğu insanın helâk olması bu sevgi yüzünden olmuştur.

İnsanlar sadece yaptıkları amellerle diğer insanlardan değer görmeyi bekledikleri için helâk olmuşlardır. Gerçekten insanlar şöyle bir düşünecek olsalar, yapmayı âdet haline getirdikleri amelleri dışındaki amel ve ilimlerinden çoğunun başkalarına gösteriş yapmaktan başka bir şey olmadığını anlarlar. Bu da yapılan amelleri boşa çıkarır.

 Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den  rivayet edildiğine göre:

"Kıyamet günü şehid (zannedilen) kimseye cehenneme girmesi emredilecek. Bu kişi, “Yâ Rabbi, ben senin yolunda şehid edildim” diyecek. Allah Teâlâ ona, “Hayır, sen, filan kişi ne kadar da cesur ve yiğit desinler diye savaştın ve öyle de denildi. Böylece amelinin karşılığını almış oldun.”

 

KİBİR 

Kibir, tedavisi mümkün olmayan amansız bir hastalıktır. İnsanın kendisini saygın ve değerli görüp, başkasını hakir ve zelil görmesine kibir denir. İnsan, kibri yüzünden "ben, ben" demeye başlar. Nitekim Âdem (aleyhisselâm) hakkında, "Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın, dedi." (A'râf, 12)

Topluluk arasında büyüklenmek ve insanlara lider olmayı istemek ile konuşmalarda sözünün kabul edilmemesi halinde insanlara yukarıdan bakmak kibrin alametidir.

Kibirli kimse, kendisine yapılan vaaz ve nasihati kabul etmediği gibi, kendi yaptığı vaaz ve nasihatte de kaba ve sert davranan kimsedir.

Hâsılı kelâm, kendisini Allah'ın yarattığı herhangi bir varlıktan üstün gören kimse kibirli kimsedir.

 Sen de biliyorsun ki en hayırlı kimse ahirette Allah'ın katında hayırlı olan kimsedir. Ahirette Allah katında kimin daha hayırlı olduğu ise son nefeste iman üzere ölmeye bağlıdır.

Senin başkalarından daha hayırlı olduğuna inanman tamamen cahilliktir. Böyle düşünmek yerine, herkesin kendinden daha hayırlı ve faziletli olduğunu düşünmen gerekir.

Kendinden küçük birine rastladığın zaman kalbinden, "Onun yaşı benden küçük. Henüz daha günah da işlememiştir. Ben ise Allah'a karşı çok günah işledim. Onun için o benden daha hayırlıdır" diye düşün.

Kendinden büyük birine rastladığın zaman da, "Onun yaşı benden büyük. Benden önce de Allah'a ibadet etmeye başladı. Onun için o benden daha hayırlıdır" diye düşün.

Âlim birine rastladığın zaman da, "Bu âlime, bana verilmeyen ilim nimeti verildi. Benim ulaşamadığım yüksek mertebelere bu âlim ulaştı. Benim bilmediğim nice hükümleri bu âlim bildi. Ben nasıl onun gibi olabilirim?" diye düşün.

Cahil bir kimseye rastladığın zaman, "Bu kişi cehaletinden ötürü günah işliyor, ben ise bil-diğim halde günah işliyorum. Ahirette yüce Mevlâ'nın bana soracağı hesap cahile soracağı hesaptan daha zor ve çetin olacak. Ne benim ne de onun sonunun nasıl olacağını bilmiyorum" diye düşün.

Kâfir bir kimseye rastladığın zaman da, "Bu kişinin gelecekte nasıl bir amel yapacağını bilmiyorum. Belki yarın müslüman olacak ve ömrünü hayırlı işler yaparak tamamlayacak. İşlediği günahlardan da hamurdan çekilen kıl gibi arınmış olacak. Bana gelince, belki Allah beni dalâlete düşürecek, Allah muhafaza kâfir olacağım ve ömrüm şer ameller işleyerek sona erecek. Kim bilir belki yarın o, Allah'ın sevdiği kullardan, ben ise hüsrana uğrayanlardan olacağım" diye düşün.

Kibri kalbinden sadece, gerçek üstünlüğün Allah katındaki üstünlük olduğunu bilmekle çıkarabilirsin. Bu ise son nefese bağlıdır. Kimsenin sonunun ne olacağı belli değildir. Sonunun ne olacağını bilememe korkusu seni diğer insanlara karşı kibirlenmekten korumalı. Binaenaleyh imanın ve Allah'a olan yakınlığının gelecekte değişmeyeceği sonucu ortaya çıkmaz. Çünkü kalpleri döndüren Allah Teâlâ'dır. Dilediğini hidayete erdirir, dilediğini de doğru yoldan saptırır.

Hased, kibir ve riya hakkında rivayet edilen pek çok hadis vardır. Bu hastalıkların nasıl bir hastalık olduğunu öğrenmek istersen, şu hadisi bilmen yeterlidir.

Abdullah b. Mübârek (radıyallâhu anhu) Halid b. Ma'dân'dan rivayet ediyor:

Halid b. Ma'dân (radıyallâhu anhu) Muâz b. Cebel (radıyallâhu anhu) ile arasında geçen konuşmayı şöyle anlattı:

Bir gün Muâz b. Cebel'den Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den duyduğu bir hadisi bana anlatmasını istedim. Bu isteğim karşısında Muâz b. Cebel öyle bir ağladı ki ben onu hiç susmayacak zannettim. Sonra biraz sakinleşti ve: "Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'i  öyle özlüyor ve O'na kavuşmayı o kadar istiyorum ki, dedikten sonra Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile arasında geçen şu konuşmayı anlattı:

"Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bana şöyle buyurdu:

"Ey Muâz, sana kısa bir öğüdüm olacak. Eğer onu tutar gereğini yaparsan, Allah katında faydasını görürsün. Yok, eğer onu unutur gereğini yapmazsan, kıyamet günü Allah'ın yanında bir delilin olmaz.

Ey Muâz, Allah Teâlâ gökleri ve yeri yaratmadan önce yedi melek yarattı. Her bir gök semasına, o semayı bekleyip gözetleyecek bir melek yerleştirdi.

Hafaza melekleri kulun sabahtan akşama kadar yaptığı ve güneş gibi etrafa ışık saçan ameli ile semaya yükselirler. Dünya semasına geldikleri zaman sorumlu meleğe kulun yaptığı amelleri saymaya ve övmeye başlarlar. Dünya semasından sorumlu melek hafaza meleklerine, "Bu ameli alın, sahibinin yüzüne vurun. Ben gıybet meleğiyim. Rabbim bana insanların gıybetini yapan kimsenin amelini bu kapıdan diğer kapıya geçirmememi emretti" der.

Hafaza melekleri ertesi gün, kulun nur gibi parlayan salih amelleri ile ikinci kat semaya gelirler. Kulun yaptığı amellerin oldukça çok ve günahlardan bert olduğunu anlatırlar. Bu kattan sorumlu melek onlara, "durun ve bu ameli götürüp sahibinin yüzüne vurun. Çünkü o bu ameli ile dünya menfaati elde etmeyi istedi. Ben övünen kimsenin ameline bakmakla sorumlu meleğim. Rabbim bana, onun amelini bu kapıdan geçirmememi emretti. Zira o, insanların toplandığı yerlere gelir, hep kendisini överdi" der.

Hafaza melekleri bir başka gün, kulun etrafa nur saçan namaz, oruç ve sadaka gibi yaptığı amellere hayranlık duyarak üçüncü kat semaya gelirler. Sorumlu melek onlara, "durun ve bu ameli götürün sahibinin yüzüne vurun. Ben kibirli kimsenin ameline bakan meleğim. Rabbim bana kibirli kimsenin amelini bu kapıdan diğer kapıya geçirmememi emretti. Çünkü o insanların meclislerine oturur, onlara büyüklük taslardı" der.

Hafaza melekleri başka bir gün, kulun parlak yıldızlar gibi etrafa ışık saçan ve hafif olan namaz, oruç, hac, umre ve yaptığı tesbihatla dördüncü kat semaya gelirler. Bu kattan sorumlu melek onlara, "durun ve kulun yapmış olduğu bu amelleri götürün, sahibinin yüzüne, sırtına ve karnına vurun. Ben gururlu kimsenin ameline bakan meleğim. Rabbim bana, onun amelini bu kapıdan geçirmememi emretti. Çünkü o yaptığı amel ile gururlanırdı" der.

Yine bir gün hafaza melekleri, kulun amelleri ile beşinci kat semaya çıkarlar. O kulun amelleri yeni gelin gibi süslenmiştir. Bu kattan sorumlu melek hafaza meleklerine, "durun, size bu kapıdan diğerine geçiş yok. Bu amelleri alın, o kulun yüzüne vurun ve amelini boynuna yükleyin. Ben hased meleğiyim. O ilim öğrenen ve kendisi gibi amel eden kimse ile kendisinden fazla amel eden herkese haset ediyor, onların gıybetini yapıyordu. Rabbim bana, hasedçinin amelini bu kapıdan geçirmememi emretti" der.

Hafaza melekleri başka bir gün kulun güneş gibi parlayan namaz, zekât, hac, umre, cihad ve tutmuş olduğu oruçlarla altıncı kat semaya gelirler. Sorumlu melek onlara, "durun size bu kapıdan diğerine geçiş yok. Bu amelleri götürün, sahibinin yüzüne vurun. Çünkü o, Allah'ın kullarından birinin başına bir hastalık veya bela gelse asla ona acımaz, aksine ona gelen musibete sevinirdi. Ben rahmet meleğiyim. Rabbim bana, onun amelini bu kapıdan geçirmememi emretti" der.

Hafaza melekleri yine bir gün kulun, güneş gibi parlayan ve bir arı kadar hafif olan namaz, oruç, nafaka, cihad ve verasıyla üç bin melek eşliğinde yedinci kat semaya gelirler. Orada bulunan melek bunlara, "durun, bu kapıdan daha ileriye geçemezsiniz. Bu ameli alın, sahibinin yüzüne vurun ve yaptığı amel ile kalbini mühürleyin. Ben insanlar arasında saygınlık ve iyi anılmayı isteyen kimsenin amellerine bakmakla sorumlu meleğim. Görevim, Rabbim'in rızası dışında yapılan amellerin O'na ulaşmasına engel olmaktır. Çünkü o amellerini Allah için yapmadı. Bilakis yaptıklarıyla fakihlerin yanında yükselmeyi, âlimler tarafından övülmeyi ve beldelerde ün salmayı istedi. Rabbim bana, onun amelini bu kapıdan geçirmememi emretti. Allah için yapılmayan her amel riyadır. Allah ise riyakârların amelini kabul etmez" der.

Hafaza melekleri yine kulun namazı, orucu, haccı, umresi, güzel ahlâkı, konuşmaması ve yaptığı zikirlerle yedi kat semadan sorumlu melekler eşliğinde Allah Teâlâ'ya ulaşmaya engel olan bütün perdeleri de aşarak Allah'ın huzuruna varırlar. Kendilerince o kulun amellerini ihlâs ile yaptığına dair şahitlik ederler. Allah onlara: "Siz kulumun ameline bakar, ben ise onun kalbine bakarım. Halbuki o yaptığı amel ile beni değil başkasını istiyordu. Lânetim onun üzerine olsun" der. Bunu duyan bütün melekler, "senin ve bizim hepimizin lâneti onun üzerine olsun" derler. Yedi kat sema ve içindekiler de ona lânet ederler."

Muâz (radıyallâhu anhu) bunları bana anlattıktan sonra yine şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı ve sözlerine şöyle devam etti:

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e sordum:

"Yâ Rasûllallah! Sen Allah'ın bir peygamberisin. Ben ise Muâz'ım. Benim günahlardan kurtulmam ve ihlâsı elde etmem nasıl olacak? Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Amelin her ne kadar eksikte olsa, sen yine bana uy. Ey Muâz! Dilinle arkadaşlarının, bilhassa Kur'an hafızlarının gıybetini yapma. Günahlarını onlardan değil, kendinden bil. Onları kötüleyerek kendini temize çıkarma. Kendini onlardan üstün görme. Ahirete yönelik amellerine dünya menfaati karıştırma. Amelinle gösteriş yapma. İnsanlarla bir araya geldiğinde şerrinden korkmaları için onlara karşı büyüklenme. Yanında bir başkası varken arkadaşınla fısıldaşma. İnsanlara karşı övünürsen, ne dünyan ne de ahiretinden bir hayır görürsün. Dilinle insanların gönüllerini parçalarsan, seni de kıyamet günü cehennemdeki köpekler parçalar.

Allah Teâlâ, "Yavaşça çekenlere andolsun" (Nâziât, 2) buyuruyor. Ey Muâz! Onların ne olduğunu biliyor musun?"

 Ben, "Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah, onların ne olduğunu bilmiyorum" dedim.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)"Onlar cehennemde bulunacak ve insanların etlerini kemiklerinden ayıracak olan köpeklerdir" buyurdu. Ben, "Anam babam sana feda olsun yâ Rasûlallah, kimin bu hasletleri yapmaya gücü yeter ve kim bu hasletlerden kurtulabilir" dedim.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Ey Muaz! Allah'ın kolaylaştırdığı kimseye bunları yapmak kolay olur. Bu anlatılanlardan sonra kendin için sevip istediğini insanlar için de sevip istemen ve kendin için hoş görmediğini insanlar için de hoş görmemen sana yeter. Bu söylediklerimi yaptığın zaman kurtuluşa ermiş olursun."

Halid b. Ma'dân (radıyallâhu anhu) diyor ki: "Bu hadisten dolayı Kur'an-ı Kerim'i Muâz'dan daha çok okuyan bir kimse görmedim."

Ey ilim talibi! Kalbin bu hasletlerini düşün. Bunların kalpte kök salmasına neden olan en büyük şeyin kibirlenmek ve başkalarıyla rekabete girişmek için ilim öğrenmek olduğunu bil. Cahil kimse bu hasletlerin çoğundan uzaktır. Âlim ise bu kötü hasletleri gaye edinebilir. Neticesinde de helâk olur gider.

Bir düşün hangi işin daha önemli. Helâk eden şeylerden nasıl sakınacağını bilerek kalbini ıslah edip, ahiretini mamur etmen mi daha önemli? Yoksa boş konuşmalara dalarak helâkine sebep olacak kendini beğenme, kibir, hased ve riyanı artıracak ilmi istemen mi daha önemli?

Bil ki, bu üç haslet kalp hastalıklarının anasıdır. Bu üçünün asıl nedeni de aynıdır. O da dünyayı sevmektir. Bundan dolayı Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Dünyayı sevmek bütün hataların başıdır."

Bununla beraber dünya ahiretin tarlasıdır. Kim ahiretine yönelik bir kazanç elde etmek için dünyadan ihtiyacı kadar bir şey alırsa dünya onun tarlası olmuş olur. Kim de dünyayı, bolluk içinde yaşamak için isterse dünya onun helâkine sebep olur.

Kitabın başından buraya kadar takva ilminin zâhirinden bir nebze olsun anlatmaya çalıştık. O da hidayetin başlangıcıdır. Eğer takvanın zâhiri ile nefsini denedin ve onun gereklerini yerine getirdiysen, takvanın zâhirine nasıl ulaşılacağını bilmek için İhyâü Ulûmi'd-Din kitabına bak.

Kalbini takva ile bezediğin zaman Rabb'in ile arandaki perde kalkar, marifet nurları açılır. Kalbinden hikmet pınarları taşmaya başlar. Mülk ve melekût âleminin sırları sana âşikâr olur. Sonradan ortaya çıkmış, sahabe ve tâbiîn döneminde olmayan ilimlerin hor gördüğü ilimleri öğrenmen kolaylaşır.

Eğer gayen münakaşa, tartışma ve gösteriş yapmak için ilim öğrenmekse, bu senin için çok büyük musibet ve yorgunluktur. Ayrıca bu, senin hüsrana uğramana ve hayırdan mahrum kalmana da en büyük sebeptir.

İstediğini yap. Fakat şunu bil ki, dinine tercih ettiğin dünya malı seni azaptan koruyacak değildir. Sadece böyle yapmakla ahiretinden olmuş olursun. Kim dünyayı dinine tercih ederse, her ikisini de mahvetmiş olur. Kim de dini için dünyasını terkederse, her ikisini de kazanmış olur.

Buraya kadar anlattıklarımızın tamamı Allah'ın emirlerini yapmanın ve yasaklarından sakınmanın, Allah ile olan muamelendeki yolun başlangıcı olduğunu beyan eden ifadelerdi.

Şimdi ise insanlarla beraber olduğun ve onlarla sohbet ettiğin zamanlarda nefsinin kusurlarını görebilmen için gerekli olan edepleri sana anlatacağım.

 

İmam Gazali
DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 150
Toplam 351437
En Çok 1094
Ortalama 318