İNSANIN KENDİ MAKAM VE MERTEBESİNİ BİLMESİ VE BİLMEMESİ HÂLLERİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

24-02-2021

İNSANIN KENDİ MAKAM VE MERTEBESİNİ BİLMESİ VE BİLMEMESİ HÂLLERİ

Ey ilâhi sırları öğrenmek isteyen! Eğer dersen ki:

İnsanın kalbi, melâike sıfatlarıyla yaratılmışken, geri kalan hayvan, şeytan, yırtıcılar gibi geçici olan üç vasfı nasıl ve nereden bileceğiz? Ve yine insanın melek vasıflarında yaratılmış olduğunu, nasıl bir yolla anlayacağız? İnsanda meleklikten sonra gelen sıfatlar ki, onlar garip ve arızidir, nasıl ispat edeceğiz?

 

Evet, bu soruların cevabı da şudur:

Biliyoruz ki, yeryüzünde insandan daha şerefli bir yaratık yoktur. Her yaratığın şerefi ve kemâli ne hizmet için yaratıldı ise o işi meydana getirip o işte başarılı kaldığı müddetçe anlaşılır. Meselâ hayvanlardan biri olan eşek, yük taşımak için yaratılmıştır. Eğer arkasındaki yük kayıp yere düşmezse veya yükünü yere fırlatmazsa sıfatı kemâle ermiş, olgunlaşmış demektir. O makbul olur, her hareketi beğenilir.

 

Hayvanların birisi de attır. At, savaş ve birçok iş için yaratılmıştır. Yük çekmek için de ona güç, kuvvet verilmiştir. Eğer seğirtirse, düşmana saldırmakta olağanüstü bir güç gösterirse, bu savaş hizmetini yerine getirirse ve gazada sıçrar ve koşarsa güzelce hizmeti beğenilir. Eğer hizmetinde kusur gösterirse, sırtına eyer vurulur gibi palan vurulur ve eşeklerle birlikte ona yük çektirilir. Böyle bir at gözden düşer. Yiyeceği, her türlü azığı kesilir.

Öyleyse ey aziz! Eğer, insan yalnız yemek, içmek için yaratılmış olsaydı, dört ayaklı hayvanların insandan daha faziletli, daha üstün olması gerekirdi. Çünkü dört ayaklılar yemede, içmede, çiftleşmede insandan daha ileridedir. Belirli olmayan, sayısız hizmetleri de vardır. Meselâ yük çekerler, ekin ekmekte kullanılırlar. Kimisinin etinden, yağından ve sütünden gıda elde edilir. Eğer insan, dövmek, sövmek, memleket ve ülkeleri ele geçirmek için yaratılsaydı, yırtıcı hayvanların insandan daha mübarek, daha kutsal olması gerekirdi. Çünkü başka canlıyı kahretmede, ona üstün gelmekte, yurdunu istilâ etmekte, ele geçirmekte, yırtıp parçalamada, yırtıcılar daha öndedir. Ayrıca onların görünür faydaları da vardır.

 

Köpekleri ele alalım: Köpek hırslı bir hayvandır. Avının ardında durmaz, koşar. Avcıya hizmette bulunur. Kimi hayvanların da derilerinden elbise yapılarak faydalanılır.

 

Ama insan öyle mi? Bu gibi işler için o yaratılmadı! Belki Allah’a karşı olan kulluğunu öğrenmek, marifetullahı elde etmek için yaratılmıştır. Bu açık bir şeydir. Her yönde görülmektedir. İnsana akıl, düşünce, zihin açıklığı verilmiştir. Tâ ki âleme ve olanlara ibretle baksın. Her nefeste nice incelik, her şeyde nice güzellik seyredip, resme bakınca ressamını anlasın, sanat işlerine bakınca sanatkârını bilsin. Böylece insanın kendisinin acizlikte ve kusurda sonuncu olduğunu anlar, baki olan, zevali olmayan Allah’ın ilim ve kudretinin ve her sıfatının kemâlde olduğunu idrak eder. Gece ve gündüz acziyet ve noksanlığından Hak Teâlâ’ya yalvarır, dualarının kabul edilmesini niyaz eder.

 

“Ey Allah’ın, ey bu mülkün Mâlik’i! Ben kulunu yüce katına vâsıl eyle. O yere ulaştır, eriştir, melekler gibi kulluk merkezinde devamlı kıl!” diye yakarır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsini (Allah), kendi (lütfu)ndan sizin istifadenize verdi. Şüphesiz bunda düşünecek bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Câsiye: 13) İnsan, yaratılırken, her ne kadar üstün sıfatlarla yaratıldı ise şehvet, ne kızgınlık kalır. Melekler gibi ilâhi mârifet, bilgi ile süslenir. Meleklerin sıfatını alır. O melekler ki, her zaman Yüce Allah’ın katındadırlar. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kelâm-ı Kadimi’nde şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz takvâ sahipleri (Allah’ın emirlerini tutup günahlardan sakınanlar), cennetlerde aydınlık, bolluk ve ferahlık içinde, (hem de) doğruluk meclisinde (hoşnutluk içinde) gücü sonsuz olan hükümdarın huzurundadırlar.” (Kamer: 54-55) İnsan, eğer kendisinin makam ve mertebesini bilmezse, yırtıcıların ve şeytanların sıfatında olursa, yarın âhirette de yırtıcı hayvan şekil ve sıfatında, şeytanlarla birlikte neşrolunacaktır. Bu gibilerin öteki dünyada başları daima eğiktir. Nitekim Cenâb-ı Hak âyet-i kerime ile kullarına şöyle buyurmuştur: “Görmez misiniz ki, mücrimler, Rablerinin önünde başları eğik dururlar.” (Secde: 12) Ya bu yer neresidir? Âhirette bu yer “Siccin cehenneminde”dir. Şeytanlar burada cezalarını çekerler. Haklarında da Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurur: “O gün insanlar, âlemlerin Rabbi(nin hükmü) için (kabirlerinden) kalkacaklardır! Sakının (hileye sapmaktan ve hesaba inanmamaktan)! Çünkü fâcirlerin (Allah’ın emrinden çıkanların) kitabı muhakkak ki Siccîn’dedir. Siccîn’in ne olduğunu sen nereden bileceksin? (Bilemezsin.)” (Mutaffifin: 6, 7, 8)


İMAM GAZALİ
DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 177
Toplam 322420
En Çok 1094
Ortalama 312