PARTİCİLİK VE İMAN TEHLİKESİ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ

13-01-2022

PARTİCİLİK VE İMAN TEHLİKESİ
 

Kur’ân’dan üç âyet-i celile:

بَلٰى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُٓ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ۟

“Hayır, kim iyilik yapıcı olarak, yüzünü (yani kendini) Allah’a teslim ederse, artık onun için Rabb’isi katında ecri vardır; onlar için korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 112)

مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Sizin Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ın kendileri hakkında hiçbir ispatlayıcı delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf, 40)

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا

“De ki: Şüphesiz ben, sizin gibi bir beşerim; yalnız bana sizin ilahınız tek bir ilah olduğu vahyolunmakta. Kim Rabb’ine kavuşmayı (O’nun rızasına ve cennetine kavuşmayı) umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabb’ine hiç kimseyi ortak tutmasın.” (Kehf, 110)

Tefsir ve tahlil:

Bu üç âyetin ortak noktalarından biri ve en önemlisi şirki red, Tevhid’i kabuldür. Yani “Tevhid’e evet, şirke hayır!” demektir. Esasen din buradan başlar; önce şirki, putu ve putçuluğu, onun bıraktığı hebaset ve necaseti insanın kalbinden söküp atacak, özünü ve izini silip süpürecek ve ondan sonra işte bu kalbe Tevhid’i, Tevhid inancını, Allah’ın birliği akidesini yerleştirecektir. İşte şirke “Hayır!”, Tevhid’e  “Evet!” demenin manası budur.

Birinci âyet, Allah’ın rızasını ve cennetini kazanmayı iki şarta bağlıyor. Bunlardan biri güzel niyet, diğeri de güzel amel. Yani yaptığı iş ve amel şeriat’a ve fetvaya uygun olacak, Hakk’a uyacak ve böyle bir amel ve ibadeti yaparken de niyeti sadece Allah rızası olacaktır. Daha veciz bir ifade ile: “Ameli meşru, niyeti salih” olacaktır ve olmalıdır. 

Bu hususları birer misalle izah edelim:

  1. Bir hıristiyanın inancı ve ibadeti kabul görür mü? Görmez! Neden? Çünkü meşru değil, yani şeriat’a uygun değil; inancı da batıl, ibadeti de batıldır.
  2. Allah için değil; beden eğitimi niyetiyle namaz kılıyor veya perhiz için oruç tutuyor. Bu adamın namazı da orucu da kabul görür mü? Hayır! Neden? Çünkü yaptığı iş ve amel meşru ise de niyeti sağlam değildir.

Âyet-i celile ve Particilik

Mezkûr âyetin tefsir ve tahlilini gördükten ve misallerle izahını anladıktan sonra hangi akıllı çıkıp da ben, “Kur’ân’ın bu âyetiyle particiliği bağdaştırırım!” diyebilir? Buna imkân var mı? Neden? Çünkü particilik, mekruhları, haramları ve küfürleri beraberinde getirmektedir! Partici; putun önünde saygı duruşu yapacak, oturduğu binaya putun timsalini asacak, tüzüğüne “Kâfir anayasaya uyacağını ve kâfir inkılablar istikametinde hareket edeceğini” ve şirk meclisinin kürsüsünde şirki koruyacağına yemin edecek ve put meclisinde putun nezaretinde oturacak, konuşacak, teklif ve tenkitlerde bulunacak, parmak kaldıracak ve nihâyet bütün bunlar, şeriat’a göre değil de demokrasi sistemine göre olup bitecektir.

Şimdi siz, particiye sorun ve deyin ki: Bunların hangisi meşru ve hangisinin fetvası alınmıştır? Binaenaleyh, partici bütün bunları veya bunlardan birini iyi niyetle yapsa da Allah indinde caiz olur mu? Olmaz!... 

 

Yusuf âyeti ve Particilik:

Âyette beş mesele var: 

  1. Putun ve putçuluğun şeriat’ta yeri yoktur.
  2. Hüküm ve hâkimiyet, yani kanun koyma yetkisi Allah’a mahsustur.
  3. Kanuna uyma aynı zamanda ibadettir. İbadet ise Allah’a mahsustur.
  4. Kim iman, amel ve icraatını bu üç maddeye göre ayarlarsa doğru bir dine bağlanmıştır.
  5. İnsanların birçoğu bu gerçekleri bilmemekte ve cehaletlerine kurban gitmektedirler.

Birinci âyetin, tefsir ve tahlilini anlatırken; particilerin inanç, amel ve icraatlarını gördünüz. Bunların hangisini bu âyetle bağdaştırabilirsiniz? Zira; yaptıkları bütün icraat ve tatbikatları demokrasinin usul ve metoduna göredir. Allah, demokrasi ve onun kaçınılmaz unsuru olan parti hakkında ne bir âyet indirmiş ve ne de cevazına dair bir delil bildirmiştir. Çünkü demokrasinin olduğu yerde şeriat olmaz, şeriat’ın hüküm sürdüğü yerde de demokrasi olmaz. Ve çünkü demokraside hâkimiyet hakkı insana (millete) verilmiştir. Hâlbuki hâkimiyet kayıtsız ve şartsız Allah’a mahsustur.  

Keza: Kanunlara saygı duymak, hürmet etmek ve itaat etmek aynı zamanda ibadettir. İbadet ise Allah’a mahsustur. Allah’tan başkasına ibadet ise şirktir, putperestliktir. Particiliğin getirdiği kanunlara uymak demek, demokrasiye ibadet etmektir ve dolayısıyla şirktir. Allah (Celle Celâluhu) ise, şirk karışan bir dini hak din saymamakta ve kabul etmeyeceğini bildirmektedir.

Particiler; “Bizim niyetimiz iyidir; İyi niyetle yapıyoruz ve biz partiyi bir alet ve bir araç olarak kullanıyoruz…” deseler de, Bakara âyetinde gördüğümüz gibi kabul görmeyecek, red ve inkâr edilecektir.

Particiler Cehaletlerinin Kurbanı

Particilerin liderleri de hocaları da cehaletlerinin veya kötü maksatlarının esiri, partinin tabanı da yani arkalarından gidenler de kurbanlık koyunlardır. Ama ne yazık ki, batıl bir sistemin, tağuti bir sistemin kurbanlık koyunlarıdır; körü körüne cahil veya maksatlı lider ve hocaların arkasına takılmış koyun sürüleri gibi gitmektedirler!..

İşte Yusuf âyetinin son cümlesi, öndekilerini de arkadakilerini de ilimsizlikle, cehaletle tasvir ve takbih etmektedir ve şöyle demektedir: 

“(Hakikat bu merkezde iken, ne yazık ki) insanların çoğu bunu bilmemektedir.” 

 

Kehf âyeti ve Particilik

Âyette iki mesele var:

  1. Şeriat’ın kaynağı vahye dayanır;
  2. Allah’ın cemal ve cennetini umma. 

Bu da iki şarta bağlı:

  1. Salih amel,
  2. İyi niyet, Yani şeriat’a, “Evet”, puta ve putperestliğe “Hayır” demekten ibaret.

Rabb’ülâlemin Hazretleri, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’i araya koyarak bütün beşeriyete ilan ettiriyor ve diyor ki, bütün insanlığa söyle ve de ki: 

“Ey insanlar! Siz kendi başınıza ne akidenizi, ne ibadetinizi tesbit edebilirsiniz ve ne de kanunlarınızı vaz adip günlük hayatınızı düzene koyabilirsiniz? Ben de aynı şeyleri kendi başıma yapamam. Eğer ben, bunları söylüyor ve haber veriyorsam, vahiy yoluyla biliyor ve söylüyorum ve diyorum ki: Rabb’iniz birdir; O’ndan başka ilah yoktur, ibadet ve itaate müstahak O’dur… O’nun rızasını ve cennetini kazanmak istiyorsanız iki şeye dikkat edeceksiniz: Bunlardan biri meşru amel (yani söz, fiil ve hareketleriniz şeriat’a uygun olacak) ve iyi niyetle de olsa puttan ve putçuluktan velev ki, az da olsa ona hiçbir şey karıştırmayacaksınız…”

Binaenaleyh, particilerin parti adına yaptıkları hareket ve icraatlar, niyetleri iyi de olsa hebaen mensure olup ne sevap alabilirler ve ne de kendilerini mekruhtan, haramdan veya küfürden kurtaramazlar. Daha açık bir ifade ile:

Hak din, yani sahih ve muteber olan din iki hakka dayanır. Bunlardan biri hak amel, diğeri de hak niyet, yan iyi niyet! Particilerde niyet iyi olsa da parti ile alakalı amel, hareket ve icraatları (mesela parti tüzüklerinde küfür sözlere yer vermeleri, binalarına putun resimlerini asmaları, saygı duruşları yapmaları, yeminleri, T.C. meclislerinde oturmaları, şeriat’ı reddedenlerle sohbet ve müzakere etmeleri vesaireleri) meşru olmadıklarından, yani şeriat esaslarına uygun olmadığından bunlar haram işlemekte veya şirke düşmektedirler.

 

Şeriat ve Demokrasi Karışımı

Şeriat Allah kanunu; demokrasi ise put kanunudur. 

 İkisinin karışımı ise put kanunu sayılır, hatta yüzde doksan dokuzu şeriat kanunundan ve fakat yüzde biri de put kanunundan alınsa dahi meydana gelen bir karışım put kanunu sayılır. 

Tıpkı bir damla necis bir kazan suyu berbat ettiği gibi. Bu itibarla karışım batıldır, hakkı batıla karıştırmadır, mükemmel olan bu Din-i Mübin-i Ahmediyye’ye noksanlık ve eksiklik atfetmedir. Ve dolayısıyla şirktir, necistir ve necasettir ve yine dolayısıyla necise ve necasete bulaşmış ve bulanmış olan böyle liderlerin ne arkasından gidilir ve ne de hocalarının arkalarında namaz kılınır. Kimse darılmasın ve bağırmasın! Ya cevap verirler ya da tevbekâr olup İslâm’a dönerler. Başka çıkar yolları yoktur!..

Fakat şurası da biline ki:

Particilerin gözleri kör olmuş, kulakları sağır, kalpleri dumura uğramıştır. Artık ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını bilmezler; yerine göre yalan söylerler, iftira yaparlar, liderlerinin ve hocalarının hatalarını, şeriat’a karşı, aykırı hareketlerini görmezler; dün faizin altına imza attıklarını unuturlar ve ikiyüzlülük yaparlar…

 

İşte Son İki Örnek 

İki yemin şekli: Parti içi yeminleri şu şekilde: “Bugünkü köle düzeninin bir an evvel yıkılması için, adil düzenin bir an evvel kurulması için bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz! Gazanız mübarek olsun!” T.C.’deki yeminlerine gelince: Anayasayı koruyacağımıza, Atatürk ilke ve inkılablarına bağlı kalacağımıza… millet önünde namusum üzerine söz veriyorum!..” Keza; Ben, kürsüde Kur’ân-ı Kerîm’e yemin edeceğim!” diye seçim meydanlarında söz verirler ve fakat meclis kürsüsüne geldiklerinde laik düzenin yeminini yaparlar. Hem de particilerin övmekle bitiremedikleri Urfa belediye reisinin ağzından!

 

Aldatmaca Tabir ve Tahrifler  

Refah Partisi ve onun liderini görmekte ve sözlerini dinlemektesiniz: Diğer parti liderleri mertçe konuşuyorlar, bir taraftan şeriat’a karşı olduklarını açık açık söylüyor, bir taraftan da kemalizme ve kemalizm putuna bağlı bulunduklarını kesin bir dille ifade ve ikrar ediyorlar. Sırası geldiğinde putlarına ve anayasalarına toz kondurmuyorlar. İşte son örneğini meclis kürsülerinde ve milletvekili (!) yemin merasimlerinde gördünüz. Adamlar kıyamet kopardılar!..

Ne olmuş? Nihâyet Diyarbakır milletvekillerinden bir erkekle bir kadın “Anayasanın baskısı altında” tabirini kullanmış ve Kürtçe birkaç kelime konuşmak istemiş!.. İşte olup bitenler bu kadardı!.. Buna rağmen Kemalistler ortalığı velveleye verdiler; yeminin metnini, kelimesi kelimesine düzelttiler ve işte onlar böyle yaptılar!.. Ya, sözüm ona, bizimkiler ne yaptılar ve ne söylediler? İşte bir de onlara bakınız:

  1. Mevcut düzene “Küfür ve kafir düzen” demek gerekirken bizimkiler “Köle  düzeni” tabirini kullandılar ve bu suretle put düzeni tabirini milletten gizlediler, millet de meselenin gerçek yönünü anlayamadı ve akıntıya kürek çektiler!.. Hâlbuki “Köle düzeni” hiçbir zaman küfür ve şirk düzeni manasını ifade etmez. mecazi manada da olsa!..
  2. “Şeriat düzeni” demeleri gerekirken, “Adil düzen” tabirini kullanmaktadırlar. Bu tabir de şeriat’ı bütünü ile ifade etmediği gibi, çok defa iltibas meydana getirir.
  3. “Özal’ın Çankaya’da durması hukuka” uygun değil!”  Sormak lazım: Ama hangi hukuka?
  4. “Çankaya ziyafetine gitmeyeceğiz…’’ Niçin? Çünkü saçı bitmemiş yetimin hakkı vardır, deniyor. Bu cevap hiç de kâfi değildir; gerçek sebebi ifade etmemektedir. Sebebini anlatma yolunda şöyle demeli idi: Bu çeşit ziyafetlere bir Mü’min gidemez. Çünkü şeriat üzerinde içki içilen bir sofrada oturmayı men etmiştir ve hem de bunu imana bağlamıştır.
  5. Gazetecilerin: “Birçok zamandan beri Anıtkabir ‘e gelmiyordunuz. Şimdi nasıl oldu da geldiniz; hem de herkesten önce?’’ şeklindeki soruya Refah lideri şu cevabı vermiştir:

“Bundan önce protokole riâyet edilmemekte idi, bizi arka saflarda bırakıyorlardı. Şimdi ise bize ön saflarda yer verdiler…”

Siz gelin de gerekçeye bir bakın! Demek oluyor ki; 

Özal gibi kendisine daha ön saflarda yer verirlerse, özel deftere Özal’ın yazdığını yazacak ve Özal’ın söylediği küfür sözleri söylemekten çekinmeyecektir.

 

Fetvası Yoktur

Refah Partisi’nin liderinin verdiği cevaplar ve ileri sürdüğü gerekçeler şer’an caiz değildir. Kendisini de partisini de kurtaramaz. Şöyle ki:

Bu cevaplar bir kere tebliğ esasına aykırıdır: Çünkü tebliğ açık, net ve kesin dille yapılmalıdır. Tebliğ babındaki yuvarlak konuşmalar, yanlış anlamalara ve yanlış kavramalara sebebiyet verir. Ve dolayısıyla maksat hâsıl olmaz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in hayatında bunun bir benzerini göremezsiniz. Kâfirun suresinin tefsirinde görüleceği üzere Ebu Cehiller’in “…Sadece putlarımıza şöyle bir işaret et!..” şeklindeki tekliflerine bile Allah Resulü “Evet!”demedi!...

Ya böylelerine düşen ne idi? Ya hiç gitmemek ya da açık ve net konuşmak, gerçek ne ise onu olduğu gibi tebliğ etmektir. Şâyet hayat tehlikesi ve bu yolda yakayı ele vermek endişesi varsa o zaman da yurtdışında söylemek ve yazıp Anadolu insanına ulaştırmaktır. Kur’ân’ın emir ve tavsiyesi de böyledir. 

 

Taviz Vermenin Acı Neticeleri

“Taviz tavizi gerektirir!” fetvasınca particilerin taviz vermeleri birbirini takib etmekte! Bittiği yerden başlamaktadır, hem de küçükten büyüğe doğru bir seyir takip etmekte. Ve artık onu bir noktada durdurmanız mümkün olmamakta. Çünkü taviz verildi mi, Allah (Celle Celâluhu) yardımını çeker de tavizci artık hatayı göremez olur, battıkça batar. Şöyle ki:

Parti kurma teşebbüsü tüzük hazırlamayı, tüzük hazırlama teşebbüsü tüzüğe küfür sözler yazmayı, küfür sözlerin yazılması parti binalarının birer puthane olmasını, binaların birer puthane olmasını, büyük puthanenin kürsüsüne çıkıp yemin ederek put anayasalarını, put kanunlarını koruyacağına dair sözler verilmesini, putun mezarının başında putçuların protokollerine uyarak ve gerekçe göstererek Kemalistlerin nezaretinde ve basının gözleri önünde saf bağlayarak namazda durur gibi durması ve bu suretle M. Kemal’e ibadetlerini, kulluk görevlerini yaparlar; hem de milletin gözleri önünde!.. 

Putun önünde saygı duruşu yapmak, ona ibadet etmek, ona kulluk yapmak görevini ifa etmenin bir ifadesi ver bir isbatı olduğu gibi, onun fikir ve sözlerini esas alan anayasaya uymakta ve anayasaya göre sandık başına gitmekte ve o anayasaya göre yemin etmekte ve o anayasaya göre meclis müzakerelerini takib etmekte, parmak kaldırarak “Evet” veya “Hayır” demek suretiyle de koyduğu ve istediği kanunları çıkarmak ve o kanunlara uymak da Kemal putuna, deccal putuna ibadet etmek demektir. Çünkü Kur’ân’ın beyanı vechiyle kanunlara itaat etmek demek, o kanunlar kimin namına çıkarılmış ise ona ibadet etmek demektir.  

İşte Kemalizm bu! Ve işte Kemalizm adına ve işte demokrasi adına ve işte parti adına ve particilik adına yapılan toplantılar, yazılan tüzükler, asılan fotoğraflar, yapılan alkışlar, icra edilen saygı duruşları, yapılan yeminler ve tertip edilen merasimler hep mâhud Deccal adına yapılmakta, ibadet sayılmakta, şirk addedilmekte ve nihâyet kendisinin bir put, bir deccal ve bir şeytan olduğu ve yapanların da birer putçu, birer müşrik, bir deccal ordusu ve bir “Hizbüşşeytan” hükmüne tabi olmaktadırlar. Velev ki, bütün bunları iyi niyetle yapsalar da yine hüküm değişmez. Keza başta Diyanet İşleri Başkanı (!) olmak üzere bütün particiler hocalar fetva verseler de hüküm değişmez; M. Kemal bir deccal, hocalar birer bel’am, particiler de birer müşrik olmaktan kendilerini kurtaramazlar. Kur’ân şöyle der:

اِتَّخَذُٓوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَۚ وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُٓوا اِلٰهًا وَاحِدًاۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

“Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabbler edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir ilaha ibadet etmekten başkasıyla emrolunmadılar. Ondan başka ilah yoktur O, bunların şirk koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir.” (Tevbe, 31)

İşte bunlar, particilerin yaptıkları yalancılık değil midir, ikiyüzlülük değil midir ve münafıklık değil midir? Var mı Peygamber’in hayatında bunlar? Gösterebilirler mi? Müslümanlar bunlara nasıl güvenebilir? Bunlara devlet gibi bir müessese nasıl emanet edilir?

 

Zaruret Yok mu? 

Particilerin kullandıkları maskelerden biri de, “Zaruret” kelimesidir. Bunu da söyler dururlar. Bundan önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi, bunların yaptıkları bu hareketler zaruret mevzuuna girmez. Kendilerine söyleyin: Zaruret mevzuunu da iyi okusunlar; artık yarım mollalığı bıraksınlar da şeriat’ı öğrensinler ve bu milleti dininden imanından soyup soğana çevirmesinler.

Ve Netice: 

  1. Demokrasinin sandığına gidenler ve girenler elbette demokrat çıkacaklardır ve ona göre boyalarını alacaklardır. Dolayısıyla, oturmalarında ve kalkmalarında, söz, fiil ve hareketlerinde demokrasiyi temsil edeceklerdir. Binaenaleyh, yapılan uyarı ve ikazlara kulak vermez, uyanmaz ve İslâmi çizgiye gelmezlerse demokrat olarak mezara inerler. Çünkü bir kimse nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle de kalkar. Vaktiyle Rusya’da bir köpek fabrikası varmış. Burada köpeklerin derileri yüzülürmüş. Bir baştan fabrikaya atılan köpekler, öbür baştan derisi yüzülmüş, kıpkızıl ceset olarak çıkarlar. Fakat atılırken renkleri başka başka idi; kimi beyaz, kimi sarı, kimi de siyah, kimi de bir başka renkte idi. Ama çıkarken renkler kıpkızıl!.. Demokrasi fabrikası da öyle: Sandığına giren insan, inancı ne olursa olsun, demokrat çıkacaktır!..
  2. Toplanacağınız tek bir kuruluş vardır. O da ‘İslâmi Cemaatler Birliği’[2] ismini alan cemaattir. Çünkü bu cemaatin ameli (hizmeti) meşru (şeriat’a ve fetvaya uygun), niyeti ise sahihtir; Hakk’ın davasını hâkim kılmak, İslâm’ın devletini kurmak için yola çıkmış ve bugüne kadar taviz vermemiştir. Övülmeğe ve uyulmaya layıktır. Dolayısıyla ‘Sadıklarla beraber olun!..’ şeklindeki tecelli buyurulan ilahi fermana da uygundur: Elhamdülillah!..
     

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 243
Toplam 391516
En Çok 1094
Ortalama 324