TEVHİD, TECRİD VE TEFRİD - AHMED ER-RİFÂİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

07-03-2021

TEVHİD, TECRİD VE TEFRİD

Derim ki: Marifet üç dalı olan bir ağaca benzer. Bu dallar tevhid, tecrid ve tefriddir.

Tevhidin manâsı, ikramdır. Tecridin manâsı, ihlasdır. Tefridin manâsı, her hâl ve şart karşısında, O'ndan başkasından yüz çevirip O'na itaat etmektir.

Marifet basamaklarının ilki olan tevhid, imânın zerrece şirke bulaşmamasıdır. Tecrid, sebeplere takılı kalmaktan kurtulmak, tefrid ise yol, iz, işaret olmaksızın O'na kavuşmak, gözsüz O'nu seyretmek, yönsüz O'na bağlanmaktır.

Tefridin beş yolu vardır:

Birincisi: Gizli ve aşikâre Allah'tan korkmak.

İkincisi: Kulluk vazifelerini tastamam yerine getirmek.

Üçüncüsü: Tüm varlığınla, ilâhî emirler önünde boyun eğmek.

Dördüncü: Sözünde, davranışlarında ve niyetinde, dünyevî hiçbir menfaati dikkate almadan, samimi olmaktır.

Beşicisi: Her anında Allah'ın insana şah damarından daha yakın olduğunu hissetmektir.

 

SEVGİLİNİN HÂLİ

Abdülbârî (rahimehullah) şöyle anlatır:

"Bir gün Zünnûn-ı Mısrî kardeşimle gidiyorduk. Aniden, önlerine kattıkları bir adamı taşlayan bir alay çocuk karşımıza çıktı. Kardeşim Zünnûn çocuklara "Ne istiyorsunuz bu adamcağızdan?" diye sordu. Çocuklar, "Bu mecnun adam kendi haline bakmadan, Allah'ı gördüğünü iddia ediyor" dediler.

Biz çocukları dağıtıp adamın yanına yaklaşınca, onun genç olduğunu ve yüzünde âriflere ait bir işaret taşıdığını gördük. Sonra ona selam vererek; "Çocuklar, senin Allah'ı gördüğün iddiasında bulunduğunu söylüyorlar. Bu söze karşılık sen ne diyorsun?"dedik. Bize şu cevabı verdi: "Ey yiğitler! Ne olursunuz beni kendi halime bırakın! Göz kırpmasından daha az bir süre dahi, O'ndan ayrı kalmam. O an, benim ölümüm anlamına gelir." Bu sözlerin ardından dudaklarından şu mısralar döküldü:

"Sevenin sevdiğinden isteği, O'nun memnuniyetidir.

Sevenin sevdiğinden arzusu, O'na vuslattır.

Gönül gözleriyle, O'nu sonsuza kadar seyreder.

Kalp, Rabb'ini tanır ve görür.

Seveni, sevdiğinin yakınlığı memnun eder.

O'ndan gayrisini istemez, kullardan da uzaklaşır."

 

Bu sözlerdeki derin mana karşısında dayanamadım ona, "Mecnun dedikleri sen misin?" dedim. "Dünya ehlinin nazarında, evet! Gök ehlinin nazarında, hayır!" cevabını verdi. Daha sonra aramızda şöyle bir konuşma geçti:

- "Dostum yârin ile aran nasıl?"

- "O'nu bildiğim andan beri, bir an olsun O'ndan uzak kalamaz oldum."

- "O'nu ne zamandır biliyorsun? O'nun marifetine ereli ne kadar zaman oldu?"

- "Adım mecnunlar arasına karıştığından beri!"


AHMED ER-RİFÂİ
DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 423
Toplam 278089
En Çok 1094
Ortalama 300